Araf (T)

Araf aslında cennet ve cehennem arasındaki yer olarak tanımlanır. Benim anlatmak istediğim yer orası değil.

Ben ölümle yaşam arasında sıkıştım.

Her an ölecekmiş gibi hissediyorum, öldürülüyorum ya da gerçekten ölüyüm.

Diğer arasında kaldığım 2. şey; yaşamak.

Yaşamaya gelince kelimelerim yada hislerim yeterli gelmiyor.

Sadece yaşamak istiyorum.(her anlamıyla)

Aslında bakarsan istemek ile gerçekleşen arasında sıkışıp kaldım. İstenilenin verdiği kuvvet daha güçlü. Bu yüzden müzmin bir hasta değilim ya da şu an hayattayım.

Müzmin bi hastalık demişken buna kronikleşen sinir krizlerimi, huzursuz her uykumu, hissizleşmeyi bir nevi vefasızlaşma, ahlaksızlaşma ve en sonunda kendin olmaktan çok uzak yerlerde olmak da buna ekleniyorsa evet ben müzmin bir hastayım

Herkesin isteğinden bir parça bulunan Alman pastası değil, İnsan pastası Ceren. Hatta durun durun. Toplum toplaştırması bir Mahluk

Bu mahluk uzun süre topluma maruz kalmış, oluşumundan beri en çok değişkenlik gösteren anlarında. Montaigne nin dediği gibi toplumun keyfine göre yükselip alçalan bir halde.

Cahil kalmak yalnızca öğrenmeyi inkar ettiğinizde gerçekleşmez. Cahil kalmak, öğrenme konusunda toplumdan bağımsız, safi düşünceler üretmediğinizde de gerçekleşir.

öyle oluyor ki

Bir an durdu. Yüzünde çaresiz bir iç çekişin sancıları görünüyordu. Önce güçlü, cümlenin sonuna yaklaştıkça yavaşlayan ses tonuyla ekledi;

”Bazen kendimi o kadar güçlü hissediyordum ki elimde olmayan şeyleri bile elimde olacak şekle koyabilirmişim gibi geliyor. Ancak bazen de kendimi bir o kadar da güçsüz hissediyordum ki elimde olan şeyler için dahi parmağımı kıpırdatamıyordum.”

duygular besleyememek(hissizleşmek)

Nasıl anlatsam? Nasıl anlatsam biçareliğimi…Sanki çok uykun vardır fakat deliksiz bir uyku için yeterli değil. Çok ağlamak istersin ama gözyaşın sel olacak kadar değil. Ayağa kalkmak istersin, hatta içinde o gücün olduğunu bilirsin; ışığı bile yansır dışına. Fakat bedenin hareket etme niyetinde değil.

Kalırsın ortada, arafta.

Sebebini öğrenmek üzerine…

İçimde ki eksikliğin yarattığı bu isteksizliğin bu ilahi ışığın kaybının nedenini sorgulamaktan diğer bildiğin tüm kalan yanlarıma yabancı kaldım.

Tek An

Bazenleri yaşanmış basit şeyleri dinlemek beni rahatlatır. Olayları dinlerken sanki o anı yaşıyor ve o anı yaşamaktan, başka şeyleri düşünmeye vakit bulamıyorum.

Bu yaşıma kadar duyduğum tek şeycesine dinliyorum. Bu olay yaşanmasa ya da bana anlatılmasa sanki hiç var olmayacakmışım gibi.

Ki böylesine bir hikaye, benim tüm içtenliğimle kabul ettiğim, daha önce hiç bağlanamadığım bağdaştıramadığım bu hayatta, bir halat görevi görüyor.

Yeni doğmuş bir bebeğin duyduğu ilk ses, uykudan uyandığında gördüğün ilk görüntü, aşkı hissettiğin ilk an gibi taze, yumuşacık ve ışıltılı tat.

Ve ben ilk defa benim, yalın haliyle en temizinden. Tepkiler, o an geliştiği gibi…

Aceleci ama yeterince.

Deniz üzerine uzanmak ve beklemek denizi. Bakalım nereye götürecek bendenizi.

Hazin

Kimine hoş bir esinti, kimine lodos

Bunca zaman geçmiş, ne kadar boş

Nereye bu yolculuk, durmadan koş

Geçmiş tanıyıp görmeyelilerle doldu.


Ne bir hatıra ne bir an

Sen benden ayrılalı, aynada

Görünenden başka bi şey kalmadı.

25.10.20

Bilmiyorum doktor hanım, inanıyorum ki yani bir yanım inanıyor ki ben de bir sorun yok.

Hayır yani ne oldu da böyle sessiz her yer?

Herkes nerede?

İnsanların hepsi aynı anda mı yalnız kalmak istediler?

Bu kadar mı yorgunlar hayattan artık.

Yoksa bu gardiyanı belli hapishanede durmaktan içlerine mi kapandılar?

Pencerelerine serçeler konmuyor mu artık?

Bu ıssız sokaklar, tanımadığım insanlarla dolu.

Nerde doktor hanım iki lafın belini kıracak dertli insanlar? Samimiyetimizi mi yitirdik zamanla?

İnsanlar artık fırın eldivenlerini takıp kabarmış yürekleri karşılamıyor neden?

Dışarıda tatsız bir havası var, kokusundan mustarip şehrin.

Aynalar eskisi gibi neşeli bakmıyor..

Uykularıma güzel rüyalar uğramıyor artık.

Pic:Endmion

Yol

Kaybolmadılar.

Ama ‘var’ değilller.

Ya kelimeler anlamını yitirdi,

Ya da anlamlar kendilerini başka kelimelere bıraktı.

Ancak kelimelerin yerini yenileri almadı.

O zaman kelimeler değersizleşti.


Bir yere varılmak istenmedi;

Varılması gerekilenden korkuldu.

Zaten varılamayacağı bilindiğinden vazgeçildi.

Bir ihtimal daha vardı;

Bir yere varamamak bir avuntuydu bir bahane.

Amaç varıp-varmama derdinde görünmekti.

Yol peki?

Yolun bundan haberi yoktu.

R:Jakup Schikaneder, Karanlık Yol, 1924